İÇ MÜŞTERİLERİMİZ
Birçok şirket, kelimelere çok iyi dökülmüş vizyon, amaç ve değerlere sahipken, iş bu yol haritalarını ve kültürel referans noktalarını çalışanların zihinlerinde ön sıraya yerleştirmeye gelince, çok az şirketin liderliği Ritz-Carlton’la rekabet edebilir.Ritz-Carlton’ın liderleri, özenli ve gayretli bir adanmışlıkla, şirketin amaç ve değerlerini otel çalışanlarının (onları Hanımefendilerimiz ve Beyefendilerimiz olarak adlandırıyorlar) günlük yaşamlarına sokmanın bir yolunu bulmuşlardır. Bu enformasyonu çalışanların gözünde daima en ön planda tutmada temel stratejilerden biri, ‘Altın Standartları’ adını taşıyan ilkelerdir. Bu ilkeler tüm çalışanların her gün başvurdukları ve konuklarla da içtenlikle paylaştıkları bir şeydir. Sektörünüzün ‘Altın Standardını’ belirleyen 5 liderlik ilkesi; Tanımlayın ve İnceleyin,Güven Yoluyla Yetkilendirin,Konu Siz Değilsiniz, Hayranlık Yaratın ve Kalıcı Bir İz Bırakın’dan geçiyor.Müşterilerini, “Hanımefendilerimiz ve Beyfendilerimiz” olarak adlandırdıkları gibi çalışanlarını da Hanımefendilerimiz ve Beyfendilerimiz olarak adlandırıyorlar.Ritz-Carlton dünyanın en iyi otel zinciridir.Çünkü çalışanlarına yani iç müşterilerine yönelik uyguladığı ve anlam kazandırdığı “Altın Standardı” benzersiz bir deneyim sunar.
Bir lider, çalışanların nasıl bir gün geçireceklerinin onları iç müşterisi olarak görebilmeye bağlı olduğunun bilincindedir. Bireylerin işlerini sevmek ve benimsemek ile ilgili kendi kendilerine aldıkları kararların dışında, çalışanların motivasyon ve morali üzerinde en güçlü etkenlerden biri de liderin bu bakış açısıdır, yani iç müşteri olgusudur.Çalışan ile yöneticisi arasında gelişen doyumlu ilişki bireyin işinde daha fazla “anlam duygusu” yaşamasına neden olur.Çalışanlara yalnızca sahip oldukları rolün ihtiyaçlarını yerine getirdiklerinden dolayı değil, kuruma sağladıkları katkılardan dolayı değerli oldukları ifade edildiğinde, katkılarından dolayı saygı gördüklerinde bu etkileşimin etkisiyle bireylerin işlerinde “anlam duygusu” yakalamada şansları artar.
Bir lider olarak, çalışan motivasyonu üzerindeki etkinizi ölçmek oldukça zordur. Ancak çalışanlarınızın seçtiğiniz kelimelere, beden dilinize ve yüzünüzdeki ifadeye bakarak sizin gözünüzde nasıl bir değere sahip olduklarını anlamaları oldukça kolaydır. Bireylerin motivasyon ve moralini yükseltmekten sorumlu olan lider ancak davranışlarına hergün gereken dikkati göstererek iş yaşamı üzerinde etkili olabilir. Birkaç insana nasip olan Tanrı vergisi karizma, aslında çok sayıda ilmeği olan bir örgüdür.Beyin haritasının size sağladığı sınırlardır.Bu örgü, bir kalabalığı peşinden sürükleme becerisiyle birlikte bu nimeti lidere vermiştir.Onun saatler süren konuşmalarından birine tanık olmak, usta bir şovmenin teknoloji hakkında senaryosuz, serbest monoluğunu izlemekten farksızdır.Ancak o zaman, iç müşteri liderin gözünden dünyayı görebilir.
Birinci kademe yöneticiler sıklıkla şu soruyu sorar: ‘Çalışanları nasıl motive edebilirim?’ Bu yanlış bir sorudur, bunun yerine ‘Her bir çalışanın iş hedefleri ve yürütülen faaliyetler ile motive olduğu bir iş ortamını nasıl yaratabilirim?’ sorusunu sormak yerinde olur. Bu soruya verilecek doğru yanıt şudur: Siz liderler genellikle ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz, örneğin sizi neyin motive ettiğinin bilicindesinizdir. Eksik olan şey, çalışan motivasyonu ile ilgili bildiklerinize sadık kalarak onları sürekli ve disiplinli bir şekilde uygulamamanızdır. Yazar Jim Collin, disiplinli kişilerin disiplin gerektiren şeyleri hergün yaparak iyi durumda olan şirketleri mükemmele taşıdıklarını söyler.
Liderin başarısız olduğu konuların başında iki önemli konu, çalışanlarının ne beklediğini tam-net olarak anlamamak yani iç müşterilerini dinlememek ve çalışanlardan ne beklediğini tam ve net bir şekilde onlara aktaramamak, yani dinletebilmeyi sağlayamamak gelmektedir. Lider iş hedeflerini, istenilen sayıları, raporların son teslim tarihlerini ve şartların neler olduğunu net bir şekilde anlattığını zanneder ancak çalışana mesaj farklı gitmiş olabilir.Buna birde öncelikle iç müşterisini dinlemeden hareket edildiğini eklediğinizde mesajın çok farklı gitmesinin kaçınılmaz olacağı açıktır.Koşullar, günün, işin veya projenin tam ortasında değişebilir. Ortaya çıkan yeni beklentiler yetersiz bir şekilde iletilirken, değişimin gerekçesi ve ortaya çıkan genel durum nadiren tartışılır. Buda çalışanların şirket başındaki kişilerin ne yaptıklarını düzeyi önemli ölçüde azalır.Bütün bunları engellemek için çalışanlarınızdan geribildirim almalı, tam olarak neye ihtiyacınız olduğunu anladıklarından emin olmalısınız.
Son dönemde dünya firmalarında yapılan anket sonuçlarında, iç müşteri bakış açısı ile yönetilmeyen şirketlerde alınan kararların başarısı ortalama yüzde 50 seviyesinde kalıyor.Tüm dünyada, 5 yıl içinde yüksek oranda çalışan turnover olgusu yaşanıyor.Evet, bu yönde karne kötü. ’İş hayatı’ dersi olsaydı toptan sınıfta kaldık bu rakamlarla.İşte bu noktada, iç müşteri bakış açısına sahip iyi bir lider olmak, önem kazanıyor.
Peki, nasıl bu kadar çok yanlış yapıyoruz? Steve Smith ve Dave Markum’un çok satan kitapları ’businessThink’te de özetledikleri gibi, başarıyı engelleyen üç önemli faktör var: Sabitlik, hız ve (geriye dönük) çözümler. Özellikle sabitlik… Maalesef, iş kararlarının üçte birinden fazlası sabit bazlı veriliyor.Sadece alınan kararların düz bir hedef olarak aktarılması daha sonraki iki önemi, hız ve geriye dönük çözümler olgusunu olumsuz etkiliyor. Ohio Devlet Üniversitesin’de Paul Nutt tarafından gerçekleştirilen araştırmada, yöneticilerin yüzde 81’inin kararlarını, sunulan önerinin gücü sayesinde değil, sadece ikna yoluyla aldıkları belirlenmiş. Yine yöneticilerin yüzde 87’si sadece hedefi iletiyor ancak sadece yüzde 27’lik bir kesmi iç müşteri olgusu ile hedefe çalışanlarını odaklıyor.
Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım; yani ’çalışanlar yöneticileri hakkında ne düşünüyor?’ diye.Yapılan araştırmada, çalışanların yüzde 51’inin yöneticilerinin kendilerine güven duymadıklarını belirtmiş.Aynı araştırmada, yöneticilerinin ’personelle ilişkilerinde aktif’ olduğuna inananların oranı ise sadece yüzde 43 olarak saptanmış. Yani, çalışanlar yaptıkları işlerde etkin olmadıklarını hissediyor ve iletişime geçememekten memnun değil.Dolayısı ile buda çalışma motivasyonlarını düşürüyor ve genel verimliliği etkiliyor.
Çalışanların büyük kısmı yöneticilerinde görmek istedikleri liderliği ’erişilebilirlik’ ve ’iletişim’ üzerinden tanımlıyor.Çalışan açısından erişilebilir ve iletişimi kuvvetli bir lider için “geleceği gören” ve “o geleceği iç müşterilerine gösterebilen” lider önem arzediyor.Özellikle ’inovasyon’ kavramının yükseldiği bu son dönemlerde,inovasyona sürekli maruz kalan çalışanların olduğu ortamda geleceğe odaklanmayan bir yöneticinin ’lider’ olduğunu söylemek oldukça zor görünüyor.
Hem dışarıda müşterisi ile hem de içerideki müşterisi ile yapacağı çok işi var bir liderin. Ama ne yapalım lider olmak, hele bir de doğru karar oranı yüksek olan (nadir) bir lider olmak da bir o kadar zor. Farklılık ancak böyle yaratılabiliyor. Tarih de ancak böylelerini yazıyor.